|
28 Mart 2010
tarihinde
Dünyadan
bölümüne eklendi.
|
Kaynak:
Newsweek
|
|
ABD'de yaşayan farklı dinlere mensup bir çiftin boşanmasında çocukların hangi dine göre yetiştirileceği dava konusu oldu. |
|
Çocuğunu Katolik ayinine götüren babayı mahkemeye veren anne, onun altı aya kadar hapis cezasına çarptırılmasını istiyor. Çocuğunuzun dinine bir mahkeme karar verebilir mi?
|
|
 |
|
|
|
bu makaleyi oylayın
|
|
|  |
Afganistan gazilerinden, hukuk öğrencisi Joseph Reyes, Rebecca Shapiro ile 2004'te evlendikten sonra Museviliğe geçti. 2008'de ayrıldıklarında Rebecca kızlarının birinci dereceden velayetini aldı, Joseph ise onu düzenli olarak görebilme hakkını. Reyes ailesi, iddiaya göre çocuklarını bir Musevi olarak yetiştirme konusunda hemfikirdiler; ancak üç yaşındaki kızını Katolik inancıyla tanıştırmak isteyen Joseph geçtiğimiz Kasım ayında kızı vaftiz ettirdi. Rebecca bunu fark edince, Joseph'i "Ela Reyes'i ziyaretleri sırasında Musevilik dışında herhangi bir dinle karşılaştırmaktan" men eden geçici bir mahkeme kararı aldırttı. Fakat Joseph kızını 17 Ocak'ta bir Katolik ayinine götürdü, peşlerine takılan yerel televizyon kanalları daha sonra eski karısının avukatını televizyonlara çıkardılar; avukat Joseph'in işlediği suçtan dolayı tutuklanmasını ve altı aya kadar hapis cezasına çarptırılmasını istiyordu. Çocuğunuzun dinine bir mahkeme karar verebilir mi?
Joseph Reyes hayır diyor. Kablo TV kanallarının mahkemelerinde kendi inanç özgürlüğü için savaşmaya karar verince, bu karmaşık hukuki mesele akla karaya indirgendi. Bir baba kızını Tanrı ile tanıştırdığı için hapse düşebilir gibi feryatlar eden manşetler patlatıldı. Dava son derece anayasal bir sorunmuş gibi bir izlenim uyandırıyor. Fakat hukuki çözümlemeler yerine bize çirkin boşanma davalarının tipik karşılıklı atışmaları sunuldu. Örneğin Joseph şimdi aslında hiçbir zaman gerçek anlamda Musevi olmadığını söylüyor. Museviliğe, Rebecca'nın akrabalarının gönlü olsun diye, "baskı sonucunda" döndüğünü ve Rebecca'nın da bir zorba olduğunu söylüyor. Ayrıca o ve avukatı yeni bir yargıç istedi, zira ilk yargıç Edward Jordan bir Museviydi, ve bu talepleri kabul edildi. Tüm bunların asıl davayla aslında bir alakası yok, fakat tansiyonu yükseltmeye yarıyor.
Joseph, mahkeme kararını ihlal ettiğini inkâr etmediği için, burada tartışılması gereken tek mesele, bir aile mahkemesi yargıcının boşanan eşlere, çocuğu tek bir dinin gereklerine göre yetiştirme yönünde bir karar alıp uygulatıp uygulatamayacağı. Duruşmalarda verdiği müdafaalarda Rebecca Reyes, Ela'nın velayetinin sadece ve sadece kendisinde olduğunu, çiftin önceden çocuğu Musevi olarak yetiştirme konusunda anlaşmış olduklarını, kızını Musevi bir anaokuluna gönderdiğini ve başka bir dinle karşılaşmasının kızın "kafasını karıştıracağını" iddia ediyor.
Joseph ise müdafaalarında Ela'nın vaftiz edilmekten bir zarar görmediğini ve Illinois yasalarına göre, çocuğunun velayetine sahip olmayan bir ebeveynin çocuğuyla, "çocuğa bir zararı olduğuna dair bir kanıt" olmadıkça veya "velayet sahibi ebeveynin çocuğu için seçtiği din ile çelişmiyorsa" dinsel ayinlere katılabileceğini söylüyor. Joseph ayrıca alınan mahkeme kararının, onun inanç özgürlüğünü ihlal ettiğini söylüyor. İşte manşetler de bunu malzeme olarak kullanıyor.
Birkaç aile avukatına, Yargıç Jordan'ınki gibi bir karar veren yargıçlarla hangi sıklıkta karşılaştıklarını sordum. Bazıları hiç yaygın bir karar olmadığını söyledi; bazıları ise bu görüşe katılmıyor. Fakat açık olan bir şey var: Aile mahkemeleri sürekli olarak anayasal özgürlüklere müdahale ediyor. Örneğin bir aile mahkemesi yargıcı, ifade özgürlüğüne, eski eşiniz hakkında çocukların önünde kötü konuşmanızı yasaklamışsa müdahale edebiliyor. Çocuğunuzu eski eşinizden uzaklaştırmak amacıyla yapıyorsanız eyaletler arası seyahatinizi yasaklayabiliyor. Boşanma davalarında son sözü İnsan Hakları Beyannamesi söylemiyor, ancak bir mahkeme, ifade, seyahat veya inanç gibi temel anayasal özgürlükleri sınırlarsa bunun genelde önemli bir nedeni oluyor: Çocuğunuzun iyiliği. Reyes davasında, tüm o ebeveynlerin haklarıyla ilgili bağrış çağrışın ortasında en az duyduğumuz şey çocuklarının iyiliği oldu.
Chicago'nun önde gelen aile avukatlarından Joseph Gitlin, Illinois'de çocuğun velayetinin sahibi olan ebeveyn yasal düzenleme gereği "çocuğun nasıl büyütüleceğine karar verir," bu kapsama "sadece bunlarla sınırlı olmamakla birlikte eğitim, sağlık ve dinle ilgili meseleler girer," diyor. Bu da otomatik olarak öteki ebeveynin bu tip kararlarda devre dışı kalması anlamına geliyor. Reyes davasındaki kafa karıştırıcı soru, dinin daha çok herkesin haklı olduğu bir teklif mi yoksa üzerinde çeşitli tabaklar bulunan bir büfe mi olduğu sorusu. Bir çocuğu iki dille büyütmek veya ona iki müzik aleti çalmayı öğretmek, hangi açılardan onu iki dine maruz bırakmaktan farklı?
Missouri'den aile avukatı Michael Albano, eskiden, aile mahkemelerindeki yargıçların ebeveynlerin dini pratiklerini yakından takip edebildiği zamanlarda, diyelim ki lezbiyenlere çocukların vekaleti verilmiyordu, hatta çocuklarla ebeveynler hiç görüşrütülmeyebiliyordu, diye hatırlatıyor.
"Mahkemeler her durumu kontrol altında tutamazlar," diyor ve bu da "iki ebeveynin de çocuğu kendi dinsel inancıyla tanıştırabilmesine" genel olarak olanak tanır anlamına geliyor. Baskı karşısında kimi eyalet mahkemeleri, çocuğa tek bir dinin öğretilmesini şart koşan boşanma kararlarını kaldırmak zorunda kaldı; bazı mahkemelerse bu tip kararları sürdürüyor. Yargıç Jordan'ın da bu davadan öğrendiği üzere, ebeveynlerden birinin inanç özgürlüğü ile ötekinin dinsel talepleri arasındaki dengeyi korumaya çalışmak nadiren işe yarıyor, çünkü Joe Gitlin'in ifade ettiği gibi pek çoğumuz için "cennete çıkan tek bir yol var, o da benimki." Öyle veya böyle, görüşünü aldığım tüm avukatlar, velayet düzenlemelerini iyileştirmenin bir sürü güzel yolu olduğunda hemfikirler. O düzenlemeleri canlı televizyon programlarında ihlal etmek, o güzel yollardan biri değil.
Dahlia Lithwick - 25 Mart 2010 |