Ancak demokraside birbirleriyle tartışma, çekişme, itişme, hatta bazen vuruşma içinde olan kanaat (siyaset, inanç) gruplarının bazıları, kendilerini "olması gereken", "asıl" olarak konumlandırırken (total ideoloji), diğerlerini de "yok edilmesi gereken"den "zorunlu olarak tahammül edilen"e doğru bir basamaklandırmaya tabi tutmaktadır.
Bu durumda demokrasi, "demokrasiye inanmayan" grupları da bünyesinde barındırmak zorunda kalmaktadır. Demokrasiyle en sıkıntılı ilişki içindeki grupların başında "inanç toplulukları" gelmektedir. Bunların her biri, kendini asıl, diğerlerini teferruat saydığı için, demokrasiyi "gereksiz" görür. Bunu zaman zaman da ilân eder. İlginç bir rastlantı sonucu, Yeni Şafak gazetesinde aynı gün (23 Temmuz 2010) iki yazar, İslamiyet'in demokrasiyle olan çok sıkıntılı ilişkisini dile getirdi.
Ünlü ilahiyatçı Hayrettin Karaman, "Çoğulculuğun Zararları" başlıklı yazısında lâfı hiç gevelemeden şöyle diyor: "
Demokrasi ve insan hakları eninde sonunda çoğulculuğa götürüyor. Felsefi ve dini manada çoğulculuk bizim medeniyet, kültür ve imanımız ile bağdaşmıyor. Çünkü bu manada çoğulculuk, 'aslında hiçbir mutlak hakikatin olmadığı' veya 'bütün inanç ve düşüncelerin mevcut muhteva itibariyle eşit oldukları' manasına geliyor. İslam imanı ise 'İslamın bütün kesin muhtevası ile tek doğru ve mutlak hakikat olduğuna', buna ters düşen felsefe, iman ve dinlerin hakikat dışında bulunduğuna (batıl olduğuna) inanmayı gerekli kılıyor. Sosyal ve kültürel çoğulculuk insanların ve kültürlerin değer bakımından da eşit oldukları esasına dayanıyor. Halbuki Müslümanlar hem İslam insanının diğer insanlardan üstün olduğuna, hem de İslam medeniyet ve kültürünün örnek olduğuna inanmak durumundadırlar."
Son derece açıkça ifade edildiği üzere, "İslamiyet tek doğrudur", diğer bütün inanç, felsefe ve kanaatler yanlıştır. "Müslümanlar, diğer bütün insanlardan üstündür, eşitlik söz konusu bile değildir". "Müslümanlar, çoğulculukla mücadele etmek zorundadır", çünkü gene Karaman'ın bildirdiğine göre, "demokrasi tamamlandıkça çoğulculuk da tamamlanıyor, hem dünyanın gidişinin etkisi hem de çoğulculuğun baskısı Müslümanların kimlik, kişilik, kültür ve medeniyetlerini bir yandan korumalarını bir yandan da yeniden veya devamlı inşa etmelerini olumsuz etkiliyor. İnanç, düşünce, ahlâk, davranış, hayat tarzı gittikçe bozuluyor.
Karaman'ın koyduğu ilişki son derece açık: Demokratikleşme, çoğulculuğu geliştiriyor, bu da İslam'ın değerlerini tahribata uğratıyor. Bu kadarla da kalmıyor, İslam'ı "sıradanlaştırıyor," üstün olduğu halde diğerleriyle "aynı hizaya getiriyor." Toplum düzenini belirlemesi gereken İslamiyeti, diğer bütün görüşlerle "eşitliyor." O halde varılabilecek yegâne sonuç, "demokrasi, İslam'ın aleyhinedir."
Özlem Albayrak ise "Cumhuriyet Müslümanı 2" başlıklı yazısında, bu konuda yazdığı ilk yazıya gönderme yaparak "
giderek daha çok modernleşmenin daha çok sekülerleşmek anlamına geldiği, bunun da İslam otoritesinin hayatın kılcal damarlarına inmesini zorlaştırdığı, İslam'ı kalpte başlayıp kalpte bitiren, evcil, ehil, suya sabuna dokunmayan bir inanç biçimine... dönüştürme tehlikesinden söz etmiştim" diyor, "yani hayatın her anı ve alanına sirayet etmesi gereken İslami bakış açısının giderek daraldığını..." Bu cümleler de meramını son derece açık anlatıyor: İslamiyet totaldir, hayatın her anını ve alanını düzenler. Bu düzenleme yalnız Müslümanlar için değil, o ülkede yaşayan herkes içindir. Öyleyse İslamiyet, çeşitlilikten, çoğulluktan hoşlanmaz, kendinden başka otoriteye geçit vermez.
Ama demokrasi, her duruşa, her bakışa, her doktrine yer açarak, total ideolojileri giderek totalliklerinden sıyırmaktadır. Bunun böyle olabilmesinin, yani Müslümanların demokrasiyle kavga etmeden birarada durabilmelerinin temel nedeni laiklik olmaktadır. Laiklik, yani dini siyasal, toplumsal, ekonomik hayatın başat belirleyicisi olmaktan çıkartarak, bireylerin kişisel tercihleri haline getiren doktrin. Öyleyse, "laiklik, demokrasinin önkoşuludur" sözü hiç de boşuna söylenmemiştir ve Türkiye'de İslamcıların "demokrasiyle" bir sorunları olmadığını söylemelerine rağmen, laikliği sürekli defetmek için uğraşmalarının temelinde de bu olgu yatmaktadır.
Mehmet Ali Kılıçbay