HABER ATÖLYESİ:
Üye Girişi Yeni Üye Kaydı
ANA SAYFA AGNOSTİSİZM BİLİM DÜNYADA DİN TÜRKİYE GÜNDEMİ MAKALELER FORUM DİNİ TEST
FORUMDAN:
9 Mart 2009 tarihinde Makaleler bölümüne eklendi. Kaynak: Tansel Semir

Dinin sosyolojik gelişimi

Yüzyıllardır insanoğlunun yaşamına eşlik etmiş olan din, insanoğlu için ne anlam taşıyor? Din ile bilim neden birbirine karşıttır? Din’i yaratan olgular nelerdir?
İnsanoğlunun önünde iki ayrı yaşam vardır: Bunlardan biri, kişinin düşünme eyleminde bulunarak yaşaması, öteki ise kişinin kendi yaşamını düşleyerek yaşamasıdır.
Dinin sosyolojik gelişimi

bu makaleyi oylayın
Ne anlama geliyor bunlar? Hep birlikte özümsemeye çalışalım.
İnsan, biyolojik ve organik bir canlıdır. Bu canlı, düşünme yeteneğini, sinirlerin etkileşimi ile gerçekleştirmektedir. Ancak, bilinç için sinirlerin, belli bir etkileşim noktasının ötesine geçmesi gerekir. Bu da evrimsel süreç içerisinde gelişen ve ilerleyen bir durumdur.

İnsanoğlunun bugün geldiği evrimsel süreçte; evreni, doğayı, yaşamı ve kendini algılaması yeterli değildir. İnsanoğlu bugün, hayvanlar ile bilinçli insan arasında sıkışmış bir evrim süreci içerisindedir.

İki canlı arasına sıkışmış ve “katiller çağı”nı yaşatan Homoeconomicus veya insanımsı, “araç değerler” uğruna dünyayı her türlü olumsuzluğa sürükleyebilmektedir. Bu da yaşamı ve doğayı katletmek/yok etmek demektir.
“Araç değerler” nelerdir? Araç değerler; yarar, çıkar, her türlü maddi ve hükmedici gereksinmeler (para, ev, arsa, yazlık, araba, ün, mevkii, kadın/erkek, kimlik), kıskançlık, kin ve rekabettir. Bilinçli insan bu geçici araçların arkasından koşmaz; bilinçli insan “yüksek değerler”in peşinden koşar.
Nedir “yüksek değerler”? Yüksek değerler; düşünmek, üretmek, paylaşmak, sevmek, sorgulamak, okumak ve bilgi edinmektir. Bilinçli insan, bu değerlerin peşinden koşarak insanlaşma çabası içerisine girebilir.

Düşünme yeteneğinden yoksun olanlar, neden araç değerlerin peşinde koşmaktadırlar? Din ile araç değerler arasındaki bağlantı nedir? Araç değerler peşinde koşanlar gerçekten din’e mi inanıyor yoksa araç değerlere mi?
Bu sorunun yanıtını vermeden önce düşünme yeteneğinden yoksun olanların yaşamsal süreçlerini irdelemeye çalışalım.

İnsanoğlu, erkek ve dişi bireylerin çiftleşmesinden meydana gelen bir canlıdır. Anne ve babadan gelen genler yeni bireyi oluşturur. Bu genler, oluşan canlının karakterini belirler. İnsanoğlunun sinir yapısı doğduğu andan yok oluş anına dek aynı kalır. Yani “düşünme yeteneği” ile doğmayan biri sonradan düşünemez. “Düşünme yeteneği” olan birisinin ise, düşünme eylemine geçtikten sonra, düşünme yeteneğini yitirmesi olanaksızdır. Kısaca insan; doğarken ne ise, yok olurken de odur.

İnsanoğlu, doğacağı veya yaşayacağı ortamı önceden belirleyemez; doğduğu ortamda, geçmişten gelen gelenek ve göreneklerin etkisi altında büyür. Bu durum düşüncenin gelişimi açısından olumsuzluk taşısa da, doğal bir sürecin uzantısıdır. Gelecek olmadan geçmiş de olmayacağından, doğan çocuk da kuşkusuz gelenek ve göreneklerinin engelleme/kısıtlamalarıyla karşılaşacaktır. Düşünme yeteneğinden yoksun olanlar, gelenek ve görenekleri doğal karşılar ve bunun sürekliliğini sağlamaya çalışır. Oysa düşünme yeteneği olanlar, büyüdükçe ve dünyayı algılamaya başladıkça gelenek ve göreneklerin baskısından kurtulmaya çalışır ve kendi kendine sorular sormaya ve yaşamı sorgulamaya başlar. Bu soruların boyutu, kişinin düşünme yeteneğinin sınırlarına bağlıdır.

Düşünen bireyin, geçmişin gelenek ve görenekleri karşısında kendi kendiyle konuşması, kendine sorular sorması ve gittikçe içselleşmesi artar. Gelenek ve göreneklerin yanlışlığını ayırt etmeye başlayan kişi, kendini çelişkiler yumağında bulur. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda beyni bir karmaşanın ortasına düşmüş gibi çırpınmaya başlar. Kuşkusuz bu çocuk, büyüdükçe ve kendine sorduğu sorulara yanıt alamaya başladıkça karmaşadan kurtulmaya ve kendisi olma yolunda emekleyerek düşünce yapısını oluşturmaya başlar. Bu durumda, gelenek ve görenekleri “düşünen insan”ın kabul etmediğini gören düşünemeyenler korku ile “düşünen insan”ı gelenek ve göreneklere yönlendirmeye çalışır. Bunun için önceden tasarlanmış ve kendilerinin de benimsediği din kullanılır. Din; tasarlanmış en büyük gelenek ve görenektir.

Düşünemeyenler Korku Duymazlar

Korku, düşünebilen insana özgü duygudur. Düşünme yeteneği gelişmiş kişi korku duyar. Korku duymasıdır kişiyi düşünme eylemine götüren. Düşünemeyenler, din uygulayıcıları az da olsa bunu bildiklerinden, düşünen insanları korku ile sindirmeye çalışırlar. Kendileri korkmadıkları için de, din ile her türlü yalanı ve kötü eylemleri gerçekleştirebilmektedirler.

Neden, gelenek ve görenekleri yaşatmak isterler?

Düşünemeyenler, düşünme eylemine geçmemek için, bulunduğu ortamı değişimlerden soyutlarlar. Her türlü değişim, düşünemeyenlerin beyninde yıkıma yol açar. Bu yıkım, yaşanan hazların yitimidir. Hazların yitmemesi için düşünemeyenler her türlü değişime karşı çıkarlar. Değişim, düşünemeyenlerde bir tedirginlik bir sıkıntı yaratır. Gelenek ve görenekler, iye olunan nesneleri, bir biçimde güvence altına alır. Bu yüzden gelenek ve göreneklerin yok olması aynı sürede iye olunan nesnelerin ve bu nesnelerde alınan hazın da yok olması demektir.

Neden araç değerlere iye olmak istiyorlar?

İye (sahip) olmak, güçsüz ve aciz olan beyni, bir biçimde güçlü ve sıkıntısız bir ortamın içine sürüklemektedir. Nesnelere iye olmak, aynı sürede bu yolla alınan hazzı da arttırmaktadır. Kısaca; bireyciler, araç değerleri benimseyerek ve onlara iye olarak hem düşünme eyleminden kendilerini kurtarmış olmakta, hem de iye olma ile hazlarını tatmin etmektedirler.

Neden tatmin olmak isterler? Çok mu acı çekmektedirler?

Bireyci çıkarcılar yaşamı hiçe sayarlar. Eğer öldükten sonra yaşam sürüyorsa, yeryuvarlağının yaşamı boş bir yaşamdır. Doğanın doğal eylemleri karşısında çaresiz olan bireyciler, yok olma düşüncesini beyninden atmak için bir ilaca gereksinim duyarlar. Bu ilaç tatmin olma ilacıdır. Tatmin olmanın yolu ise, iye olmada, yani araç değerleri elde etmek ve bunlara tapmaktan geçmektedir. Araç değerleri elde ettikçe ve bu değerlere taptıkça ve iye olunan nesneler arttıkça kişinin öteki dünya düşü de artmaktadır. Kendi kendini kandırma eylemi ile bir biçimde doğayı kendince yorumlayan bireyciler, yok olma düşüncesi karşısınca tedirginlik duymaktadırlar.

“Yok olmak” ne demektir.

Bireyci çıkarcılar doğmadan önceki yaşamlarını asla aramaz ve dilemezler. Bilirler ki, doğumdan önce yoktular. Oysa yeryuvarlağının hazlarını tadan bireyci çıkarcılar, öldükten sonra, doğumdan önceki gibi yok olacaklarını kabullenmezler. Yaşamın bir değişim olduğunu algılayamayanlar, benmerkezci bir bakışla yaşamı, kendi küçük çıkar dünyasının çevresinde döndürmektedirler. “Ne düşlüyorsam doğrudur” mantığı ile kendi kendini kandıran ve kendini oyalayanlar, bu dünyadaki yaşamı; düşünmeden, üretmeden geçirmek istemektedirler.

“Ne düşlüyorsam doğrudur!”

Gerçekleri kabullenemeyenler, kendi kendilerini kandırarak yaşamını sürdürür. Düşünme yeteneğinin gelişmemesi sonucu oluşan bu durum, evrimin belirli aşamalarında yüzyıllarca kendini gösterecektir. Ta ki “insan evrimi” bilinç noktasına erişinceye dek… Bilinci oluşmamış kişiler kendilerini ve yaşamı algılayamazlar. Hazları doğrultusunda yaşamdan kendilerini soyutlayarak; düş ve umutları ile yaşarlar. “Ne denli düşlerim güçlü olursa o denli düşlerim gerçekleşir” mantığı ile yaşayanlar, dünyadaki olumsuzluğun kaynağıdırlar.
Bilinci oluşamamış kişiler acı çekmezler. Acı çekmedikleri gibi başkalarının acı çekmesini ister ve bundan da mutluluk duyarlar. Bu durumun kaynağı beynin yapısı ile ilgilidir. Beyin, düşünme yeteneği kazanmammışsa, kişi, güdüleriyle yaşamaya başlar. Güdünün temelinde haz almak vardır. Haz ise ancak başkalarının acı çekmesiyle olur.

Din, bütün bunları organize hale getirmek için, yine bu kişiler eliyle tasarlanmış bir olgudur. Haz alma isteği, din ile kutsallaştırılmak ve böylece masum hale getirilmek istenmektedir.

Dünyada 6,5 milyar insan soyu evrimsel bir döngünün içerisinde; doğa ve kendiyle etkileşim halinde evrimleşmektedir. Bu evrimi kavramamız için milyarlarca yıllık evrimsel süreci bilmemiz ve özümsememiz gereklidir.

Bilim ve Din arasındaki ilişki nedir?

İnsanoğlunun bilimsel üretimi olan araç ve gereçler, toplumsal yaşamı değiştirebilir. Bu değişim evrimsel bir değişim değil; evrimsel sürecin bir sonucudur. İnsanoğlunun bu araç ve gereçlere iye olması veya bu gereçleri kullanması her süre gelişmişliğin, çağdaşlaşmanın, bilinçli bir yaşam sürmenin göstergesi olamaz. Gelişmişlik bireyin bilinç düzeyine bağlıdır. Ormanda yaşayan ve yaşamını doğal yiyeceklerle karşılayan biri, bilinçli bir insan olabileceği gibi; gelişmiş araç ve gereçleri kullanarak çağdaş görünümlü bir kentte yaşayıp, bilinçsiz biri de olunabilir. Burada söz konusu olan araç ve gereçlerin kullanımı değil, bu araç ve gereçlerin kimin için kullanılacağıdır. Bilinçli bir üretim ve paylaşımın olmadığı yerde, araç ve gereçlerin niceliği ve niteliği hiçbir önem taşımaz.

Bilim ve din arasında ters bir orantı vardır. Bilim, bilineni ve bilinenin değişimini insanlara sunar; oysa din, bilinmeyeni ve bilinmeyenin değişmemezliğini insanlara sunar. Bilinenler artıkça bilinmeyenler azalır; bilimin ilerlemesi ile din, bilimin içinde ya erir ya da değişime uğrar. Din’in temel bir özelliği vardır: “Din her soruya yanıt verir” (T. Mengüşoğlu). Bu yanıt kanıtlanmış bir bilgi değildir. Dini var eden de budur: Kanıtlanmayanın üzerine kurulu olmasıdır. Bilim, bilinçli insanın ürünü olduğu gibi; din, bilinçsizliğin ürünüdür. Her soruya yanıt veren bir olguya, bilinçli bir insan tutsak olabilir mi? Sonsuzluğun içerisinde her olguya yanıt aramak düşünememenin bir sonucudur. Bilim kanıtlananı, yani bilgiyi insana sunarken, bireyci çıkarlara değil, toplumsal çıkarlara yanıt verir. Oysa din, toplumsal çıkarlara değil, bireyci çıkarlara hizmet etmektedir.

İnsanoğlu bir dönemler, birilerinin, kendilerini yönetmesi gerektiğine inanmışlardır. Bu duruma düşmelerinin nedeni, bilinç yetilerinin olmamasıdır. Bilinç yetisi gelişmemiş olanlar güdüleriyle yaşamlarını sürdürürler. Güdüleriyle yaşayanlar, bilinçli de olmadıklarından kendilerini veya doğadaki tüm yaşamı birisinin yönlendirdiği duyusuna kapılırlar. Bu birisi genelde tanrı olmaktadır. Tanrı, bilinçsiz insanoğlunun güdüleriyle eşleşerek bilincin yerini almaktadır. Bundan sonra kişi, kendisi olamamakta ve kendi yaşamını güdülere tutsak etmektedir. Güdünün ardında ise hiç de masum olmayan olgular yatmaktadır.

Güdünün ardında yatan gerçekler nelerdir?

Din demek, güdüyle yaşayan insanoğlunun bilinçsiz yaşamı demektir. Güdü, insan evriminin birikmiş tortusudur. Bu tortu içinde haz, şiddet ve kargaşa yatmaktadır. Bilinç düzeyine erişmemiş olan insanoğlunun yaşam alanı, bu üç olgunun var olmasına bağlıdır. Bu bağlılık din ile birlikte sisteme oturtulmuş ve bir rekabet ve bir yarış alanı haline getirilmiştir. Güdü ile yaşayanlar rekabeti doğal karşılarlar. Kendilerini göremediklerinden veya özümseyemediklerinden her süre yaşamını başkalarıyla bir yarıştaymış gibi geçirirler. Kendi yetersizliklerini veya kendi benliklerini duymadıklarından, başkalarının acısını da duyamazlar. Başkalarının acısını duyamadıklarından, güçlünün güçsüzü ezdiği bir ortamı doğal bulurlar.

Güdüleriyle yaşayanlar her süre birilerinin önünde olmak isterler. Bu yüzden toplumsal eşitliğe karşı çıkarlar. Eşitlik, bu kişiler için düşlenmesi bile korkunç bir şeydir. Eşitliğin olduğu yerde güdüleriyle yaşayanlar yaşayamazlar. Eşitlik; bilinci gelişmiş, düşünebilen insanın yaşam alanıdır.
Eşitliğin olmadığı yerde rekabet vardır. Bu rekabet kişiyi doğanın gerçeklerinden soyutlar ve düşünmenin ona verdiği tedirginlikten kurtarır. Düşünmenin ne denli ürkütücü (güdüleriyle yaşayanlar için) bir şey olduğunu az da olsa bilenler, beyinlerini her saniye uyutma veya oyalama yoluna giderler. Bilinç yetisi gelişmiş kişiler, düşünme eyleminde bulunmadıklarında yaşayamadıkları gibi; bilinç yetisi gelişmemiş ve güdüleriyle yaşayanlar da düşündükleri an yaşayamazlar. Düşünme eylemini gerçekleştiren beyin, eğer düşünce üretecek yapıda değil ise kişi düşünemez.

Kaynak


Bu yazının orijinali 21 Ocak 2008 tarihinde Tansel Semir'in kişisel blogunda yayınlanmıştır.
Aynı Kaynaktan: Tansel Semir
Bir başkasının acısından haz almak
MAKALELER
7 Aralık 2008
Daha fazla Makaleler
Siteye Son Eklenenler

İslam ve demokrasi
Demokrasi, varoluşunun esas ögesi olarak inanç, kanaat, siyaset ve çıkar topluluklarını, onların kendilerine biçtiği...
Klasikleşen Ramazan haberleri
Her Ramazan'da olduğu gibi bu sene yine gündeme gelen o mühim konular.

Osmanlı'da harem ve kölelik
Padişah kızlardan hangisini isterse onu harem ağası vasıtasıyla çağırtırmış. Harem halkı, padişahın çağırttığı kızı,...
Hawking: Evreni Tanrı yaratmadı
İngiliz evrenbilimci, Profesör Stephen Hawking'e göre 'Evren'in yaradılışına ilişkin teorilerde...

Mayalar ve inanç sistemleri
Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika'nın güneydoğusundan, Honduras, El...
Hayvan aklı deyip geçmeyin
Son yapılan çalışmalara göre hayvanlar da acı çekiyor, empati besleyebiliyor, ölüleri için yas tutuyor ve zor durumda...

Sıkmabaş Bizans modasıydı
Son yıllarda belli çevreye yakın kadınlarda bir simge haline gelip moda olan sıkma baş aslında zamanımızdan 800 küsur...
Faiz 'caiz' oldu
Faizi haram sayan ve karzarar ortaklığı yapısıyla çalışan katılım bankalarının Merkez Bankası'ndan aldığı...

Tanrı'ya nereden gidilir diye sordu domuzcuk
Dine yönelik eleştirilerin Almanya'daki sözcüsü olan Michael Schmidt-Salomon'un ilginç tartışmalara yol açan...
Resmi nikahı imam kıysın
Resmi nikah da kıymak isteyen imamlar medeni kanuna göz dikti. Öneri, Diyanet-Sen Genel Başkanı Mehmet...

Agnostik babayı bekleyen zorluklar
Geçenlerde oğlum yanıma geldi ve "baba bizi yukarılardan izleyen bir adam varmış, her şeyi görüp, biliyormuş"...
Sadece üç nesilde evrim
Okyanusta yaşayan bir iskorpit türü, sadece 3 nesil boyunca iklim değişikliklerine uyum sağlamış.

Dini inançla ilgili bilişsel varsayımlar
Dinlerin kökeninde insanın hangi bilişsel işlev ve şemalarının rol oynadığının araştırılması son yıllarda öne çıkan bir...
Çok hücreli yaşam ne zaman başladı?
Nature dergisinde yayınlanan bir araştırmada bahsedilen fosiller, çok hücreli yaşamın başlangıcını 1.5 milyar yıl daha...

Bakire kafesi
Arap dünyasında insanlar baskı altındadır ve kadınların konumu bana göre hiçbir yerde, İslam dünyasında olduğu kadar...
Bir dinin en büyük sırrı çözülüyor
Kudüs yakınlarındaki bir tünelde yapılan bir kazı sonucunda ortaya çıkarılan yeni bulgular, bilinen en eski İncil...

Video Galeri

Darwin ve Yaşam Ağacı
Darwin ve Yaşam Ağacı
Darwin'i anlatan "The Tree of Life" belgeselinde, Darwin'in...

Sahte peygamber belgeseli
Sahte peygamber belgeseli
Tanırının oğlu olduğunu ilan eden bir adam ve müritlerinin 2007 Amerika'sında bir...

Alet kullanan kargalar
Alet kullanan kargalar
Kuş beyinli deyip geçmemek lazım. (video)
« ÖNCEKİ YAZI
SONRAKİ YAZI »
Popüler Makaleler

Hawking: Evreni Tanrı yaratmadı
Hawking: Evreni Tanrı yaratmadı
İngiliz evrenbilimci, Profesör Stephen Hawking'e göre 'Evren'in yaradılışına ilişkin...

Bir dinin en büyük sırrı çözülüyor
Bir dinin en büyük sırrı çözülüyor
Kudüs yakınlarındaki bir tünelde yapılan bir kazı sonucunda ortaya çıkarılan yeni bulgular, bilinen en eski...

Klasikleşen Ramazan haberleri
Klasikleşen Ramazan haberleri
Her Ramazan'da olduğu gibi bu sene yine gündeme gelen o mühim konular.

Faiz 'caiz' oldu
Faiz 'caiz' oldu
Faizi haram sayan ve karzarar ortaklığı yapısıyla çalışan katılım bankalarının Merkez Bankası'ndan...
Benzer İçerik

Dini inançla ilgili bilişsel varsayımlar
Ahlakın kaynağı din mi biyoloji mi?
Duanın işe yaramadığının ispatı
Din sosyolojisi ve dinsel davranış
Tanrı'nın kan isteği
Eğer Tanrı yoksa neden iyiyiz?
İnsan ölürken ne hisseder?
Muhammed'in Yahudi açılımı
Din depresyona sokuyor
Meselemi hiçe bıraktım
Dinen tabulaşan gıdalar
Aklın İsyanı: Dinin Rolü
Ateşin çalınma hikayeleri
Bertrand Russell: Cincilik ile Tıp
Meslier: Babadan oğula geçen din
Kötü Toplum İyi Toplum
Din, bilim ve davranış normu
Kutsal ve haram hayvanlar
İnsan beyni hakkında ilginç iddia
Dinlerin Evrimi
ABD, kriz ve din
Sümerlilerde Tufan Tufan'da Türkler
Batıl inançların psikolojisi
Çamurdan yaratılışın sırrı
Maymunlar ve Patronlar
Dünya bizim için yaratılmış olmalı
Richard Dawkins'den Geriniol
Bir başkasının acısından haz almak
Her işte bir hayır var mıdır?
Erkek maymunlar da oyuncak araba seviyor!
ABESLE İŞTİGAL
Agnostik Forum
AGNOSTIK.ORG / Uyanmak İsteyenlere Öneriler

Creative Commons License
Agnostisizm - Bilim - Dünyada Din - Türkiye Gündemi - Makaleler - Forum
Üye Girişi - Kayıt Ol - Şifre Hatırlatma - Aktif Başlıklar