‘Allah’ın Kızları’ romanına Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dava açılan Nedim Gürsel, Canlı Gaste’nin konuğuydu.
Nedim Gürsel’in 2008 Mart ayında yayınlanan ‘Allah’ın Kızları’ romanı, yazarın 30 eseri arasında en çok satan kitabı.
Temmuz 2008’de ‘Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik’ suçlamasıyla soruşturma açıldı. Yazar Gürsel yazılı ve sözlü ifadeler verdi ve Ağustos 2008’de savcılık tarafından takipsizlik kararı verildi.
Bir vatandaş, kitap hakkında Diyanet İşleri’nden görüş istedi ve Din İşleri Yüksek Kurulu Başkan Vekili Hamza Aktan’ın imzasını taşıyan bir sayfalık rapor hazırlandı. Raporda, "Söz konusu kitapta fikir özgürlüğü ya da eleştiriyle açıklanamayacak derecede Allah, Peygamber, semavi dinler, dinlerin ilkeleri, kitapları, ibadetleri hakkında alaycı, küçük düşürücü ve hakaretamiz bir üslubun kullanıldığı görülmektedir" dendi.
Nedim Gürsel: Roman yazdım hayatım değişti

"İçimden şöyle demek geliyor: Bir roman yazdım bütün hayatım değişti" diyen Gürsel, "Paris’te uykum kaçtığında Türk televizyonlarını izliyorum. Başbakan’ın Çetin Altan’a ödül verdiği gece ‘Türkye artık yazarlarını yargılayan bir ülke olmayacak’ sözlerini duydum. Bu yaşananlar, Başbakan’ın söylediklerinin inandırıcı olmadığını gösteriyor" diye konuştu.
"Savcıya ayrıntılı bir biçimde romana yöneltilen suçlamalarla ilgili cevap vermiştim" diyen Gürsel, "Savcı ikna oldu ki takipsizlik kararı verdi. Ama Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi bu kararı kadırdı ve dava açıldı. Şimdi Şişli 2. Asliye Ceza da dava başlayacak ve Türkiye ne yazıkki bir yazarı roman yazdığı için yargılayacak" ifadelerini kullandı.
Nedim Gürsel şöyle konuştu:
İki konuya dikkat çekmek istiyorum. Birincisi; Diyanet İşleri Başkanlığı bir devlet kurumu. Bir edebiyat eseri üzerine görüş belirtme yetkisi var mı? Şöyle denebilir; Dinin konularda vatandaşları aydınlatma ve sorulara cevap verme görevi var. Peki, bir vatandaşın başvurusu sonucunda yazılan rapor nasıl oluyor da devam eden bir davanın dosyasına girebiliyor. Mahkemenin böyle bir talebi yok. Mahkeme talep ederse bilirkişi saptar ve o bilirkişi görüş bildirir. Burada, bir develet kurumu süren bir davaya müdahale etmiş olumuyor mu? Bu soru işareti olarak önümüzde duruyor.
Bir diğer konu ise, raporu okudum ve yazmadığım bir cümle yazmışım gibi gösteriliyor. 120. sayfada ‘Allah’ın sevgilileri’ ifadesi olduğunu söylüyor Hamza Aktan. İfade ‘Allah’ın sevgili kulları’dır. Bu iklisi arasında epey bir fark var. Vahim olan şu: Sayın Profesör Aktan ‘kitap incelenmiştir’ diyor ve rapora yanlış bir cümle yazıyor. Gerçekten kitabı okudu mu?
‘Dine saygı ile yaratıcılığın özgürlüğü meselesi’nde sınırı saptamak oldukça güç. Ben kendi adıma şunu söyleyebilirim: Her türlü inanca saygılıym. İnançlı bir müslüman olan ve adını taşıdığım dedem Ahmet Nedim Tüzün’e ithaf edilmiş bir kitaptır ‘Allah’ın Kızları.’ Ancak bir yazar, aydın veya düşünür, teokratik bir ülkede yaşamıyorsa inanç sorgulaması yapabilir diye düşünüyorum. ‘Allah’ın Kızları’ inanca hem içeriden hem de dışarıdan bakan çok sesli bir roman.
Ayrıca şu söyleniyor: ‘Peygamber efendimizi küçültücü aşağılayıcı sözler var’ deniyor. Bu sözleri romanda Hz. Muhammed’in düşmaları söylüyor; Örneğin Ebu Süfyan. Ben Ebu Süfyan’a Hz. Muhammed’i övdürsem siz romanı okuyup inandırıcı bulur musunuz? Bir romanda kahramanlar, değişik bakış açıları ve söylemlerini ortaya koyarlar. Hz. Muhammed’i övücü sözler de var romanda. Hz. Muhammed’i düşmanlarına övdürseydim, beni Yazarlar Cemiyeti’nden atarlardı.
Şunu da belirtmek isterim; Bağımsız Türk yargısının vereceği karara güveniyorum ve uymak zorundayız.
“Allah’ın Kızları”na soruşturma - 21 Temmuz 2008 - NTVMSNBC
Fransız yayımcısıyla Anadolu gezisi sırasında ifade vermek için apar topar İstanbul’a getirilen yazar Nedim Gürsel’in “Allah’ın Kızları” romanı hakkında soruşturma başlatıldı. “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlamasıyla başlatılan soruşturmanın kendisini şaşırttığını ve üzdüğünü belirten Gürsel şunları söyledi: “Türkiye’nin demokratikleştiğini hep söylüyordum. Şimdi kafamda bir soru işareti uyandı. Çünkü din de eleştirilebilir. Böyle bir özgürlüğümüz var. Teokratik bir devlette yaşamıyoruz, laik bir cumhuriyette yaşıyoruz. Allah’ın Kızları’nın amacı dini eleştirmek değil.”
PEYGAMBERİN DÜŞMANLARI KAHRAMANLAR ARASINDA
Gürsel şöyle devam etti:
“Anadolu’da Fransız yayımcımla seyahatteydim. İfade vermek üzere Şanlıurfa’dan apar topar İstanbul’a geldim. Dün ifade verdim. Savcı ya takipsizlik kararı verecek ya da dava açacak. Allah’ın Kızları bir roman; çok sesli bir roman. Değişik bakış açıları var İslam’a yönelik. Ve tabii peygamberin düşmanları da romanın kahramanları arasında. Onlardan peygamberi övmelerini bekleyemeyiz. Bu konudan üzüntü duydum ve şaşırdım. Türkiye’de bu konuda çok yol alındığını zannediyordum. ‘Uzun Sürmüş Bir Yaz’ adlı kitabım 159. maddeden yargılanmıştı. ‘İlk Kadın’ adlı romanım da 426. maddeden yargılanmıştı. Ama bütün bu davalardan aklandım. Aradan 28 yıl geçti. Kitaplarım çeşitli yabancı dillere çevrildi. Çeşitli vesilelerle Türkiye’de düşünce özgürlüğünün, yaratma özgürlüğünün sınırlarının genişlediğini, Türkiye’nin demokratikleştiğini hep söylüyordum. Şimdi kafamda bir soru işareti uyandı. Çünkü din de eleştirilebilir. Böyle bir özgürlüğümüz var. Teokratik bir devlette yaşamıyoruz, laik bir cumhuriyette yaşıyoruz. Ancak Allah’ın Kızları’nın amacı dini eleştirmek değildi.”
DİNİ DUYGULARI RENCİDE ETMEK İÇİN KALEME ALINMADI
“Allah’ın Kızları bir romandır ve dini duyguları rencide etmek için kaleme alınmamıştır. İslam’ın doğuşunu anlatımın odak noktasına peygamberimizi yerleştiren, İslam’da inancı ve şiddeti sorgulayan bir romandır. Romanın yapısı da budur, okuyanlar da zaten fark edeceklerdir böyle bir yapıda alduğunu ve dini duyguları özellikle tahrik veya rencide etmek gibi bir amaç taşımadığını. Benim böyle bir amacım olamaz, ben bir yazarım. Değişik bakış açılarıyla ve bu romanı yazmak için de çok araştırmalar yaptım, ilk kaynaklara gittim. Abbasiler döneminde 9. yüzyılda Tabari ve İbn Hişam’ın ilk Muhammed biyografisinden yola çıkarak yazdım. Kulaktan dolma bilgilerle yazmadım.”
İLAHİYAT PROFESÖRÜ BENİ SAVUNDU
Erzurum’a gittim. Atatürk Üniversitesi’nde çok yoğun bir ilgi vardı. Öğrencilerle kitabı tartıştık. Sonra bir kitapçıda imza günü düzenlendi. O imzaya türbanlı okurlar da geldiler. Okurlardan biri aslında bu romanda Peygamber açısından müthiş bir dezenformasyon olduğunu ve ona yönelik bir takım olumsuz ifadeler olduğunu söyledi. Ve orada bulunan bir bey kalktı, ben romanı savunmak durumundayken o romanı gayet güzel anlattı. Allah’ın Kızları’nın ne anlama geldiğini, Kur’anda bu ifadenin iki kez geçtiğini benim bunu uydurmadığımı söyledi. Kendisi bir ilahiyat profesörüymüş, orada tanıştık. Bu tepki açısından ilginç. Bir ilahiyat profesörü beni okurun olumsuz tepkisine karşı savundu.”
216. MADDE NE DİYOR?
MADDE 216. - (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Allah'ın Kızları kitabında Hazreti Muhammed var - 1 Mart 2008 - SABAH
Yaşamını Paris'te sürdüren yazar Nedim Gürsel, önümüzdeki hafta Doğan Kitap'tan yayımlanacak Allah'ın Kızları adlı yeni kitabında, İslamiyet'in doğduğu toprakları, cahiliye dönemini ve İslamiyet'in doğuşunu anlatırken Hz. Muhammed'i bir roman kahramanı olarak yansıtıyor. Gürsel, İslam'da inanç ve şiddeti, Hz. Muhammed'in özel hayatıyla ilgili bazı vahiyleri sorguladığını söylediği romanı; bir çocuk ile Harb-i Umumi'de Medine'yi savunmuş dedesinin öyküsünü anlatıyor. Bu küçük çocuk ileriki yıllarında inancını yitirmiş, İslam ve Kuran konusunda bilgiye sahip bir yetişkine dönüşerek her şeyi sorguluyor. Gençliğinde Marksist, ateist ve maddeci yazar olarak tanınan, bugün ise kendini 'agnostik' yani 'dinlere inanmayan ama Allah'ın varlığına inanan ve bunu sorgulayan' olarak tanımlayan Gürsel, başta adı olmak üzere ortaya attığı iddialarıyla çok tartışılacak romanı için; "İslam uğruna yaşanan savaşlar ekseninde, inanç ve şiddeti, Hz. Muhammed'in özel hayatıyla ilgili konularda Allah'la bu kadar iç içe olmasını sorguladım. Hiçbiri uydurma değil, Kuran'ı temel aldım," diyor. İlk öyküsü Yolculuk'tan bu yana kitaplarıyla ülkeleri, kültürleri, insanları keşfe çıkan Nedim Gürsel, Allah'ın Kızları romanıyla rotasını İslam tarihine çevirdi. Gürsel, "Yaş ilerledikçe inanç arayışı artıyor mu?" sorusunu; "Belki haklısınız, 50 yaşımı geçip 60'ıma merdiven dayadığım içindir... Çocukluğumun huzurlu yıllarına dönmek, inançlı biri olan dedemin anısını yaşatmak istedim. Aslında bu romanım da bir yolculuk. Hem İslam tarihine hem de İslam'ın doğduğu coğrafyaya; Mekke ve Medine'ye okurla çıktığım bir yolculuk," şeklinde yanıtlıyor. Hz. Muhammed'in çağdaş Türk edebiyatı içinde ilk kez bir roman kahramanı olarak yer aldığını iddia eden Gürsel, Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü'ndeki eski İslam kaynaklarını taramış: "Hz. Muhammed üzerine elimizde dört önemli kaynak var: Tabari, İbn-i Hişam, hadisler konusunda Buhari ve Kuran'ın kendisi. Ben de Kuran'ı temel aldım." Romanda inanç uğruna şiddeti de sorgulayan yazar; "Dinler insanlara barış ve huzur getirmek için var deniliyor, ama o halde bu şiddet ne? Hıristiyanlık, İslam, Yahudilik... Epey bir kan dökülmüş. Onun için roman 'Dökülen nice kanlardan sonra,' diye başlıyor."
OLUMLU BİR KAHRAMAN
Gürsel, "Hayal ürünü bir romanda bile olsa, bu iddialarınızla inananları rahatsız edeceğinizi düşünmediniz mi?" sorusunu ise şöyle yanıtlıyor: "Biz teokratik bir devlette yaşamıyoruz çok şükür. Bizim devletimiz inançlı ya da inançsız vatandaşlarına eşit davranmak durumunda. Ben Muhammed'i olumlu bir roman kahramanı gibi anlattım." Gürsel, romanına Allah'ın Kızları adını da cahiliye döneminde tapılan dişi putları kastederek seçmiş.